TEVHİDNÂME İLE KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİNE YOLCULUK (17.BÂB) 

GÜNCELLENME TARİHİ: 15 MART 2020 // 20 RECEB 1441 PAZAR

 (TEVHİDNÂME-17):

Allah’ım!

Bizleri, bütün beklentilerini Senin merhametine bağlayan, Sen’in lütuf ve ihsanlarını uman, gelecek adına emellerle dopdolu olan ama arzu edilen şeylerin Sen’in kudretinle elde edilebileceği mülahazasıyla yaşayan, gönlü Sen’in rahmetinin vüs’ati sayesinde her dem ümit ile atan “recâ ehli(23) kimselerden eyle! Öyle ki Sen’den gayrı hiçbir varlıktan beklentiye girmeyelim, ümidimizi asla başkasına bağlamayalım!

***

17.BÂBIN DUASI  (YAKARAN GÖNÜLLERDEN…)

Ey insanlar ümitlerini kestiklerinde yağmur indiren ve rahmetini her tarafa yayan! (K.K)

Mürtecâ..Ey kullarının ümit beslediği Mürtecâ,(Cevşen-i K. 91/9)

Ey reca duygusunu kullarının gönlüne armağan eden ve onların hüsn-ü zanla, rahmetinin engin tecellîlerini bekledikleri Azîmü’r-Recâ!,  (Cevşen-i K. 91/10)

Yâ Men hüve limen recâhü kerîm..Ey kendisine ümit besleyenlere iyilik eden,

 Ey rahmet ve affı umulan ve teveccühlerine muntazır olunan Recâ! (Cevşen-i K. 95/5)

Ey Kendisine el açıldığında cevap veren, dilediği hususu anında gerçekleştirmeye muktedir olan, azamet, kerem ve lütuf sahibi Rabbimiz! Bizim içine düştüğümüz musibetleri de ancak Sen bertaraf edebilirsin. Recâ hislerimizi tamamıyla Senin inayetine, rahmetine, şefkatine bağladık; ne olur, bu aciz kullarını haybet ve inkisara uğratma!

Ey kat kat perdeler ötesinden, verâların verâsından bütün varlığı evirip çeviren Allahım! Ey inanan kulların recâ kaynağı! Ümit ettiğimiz hususlarda bizi hayal kırıklığına uğratma.

Rahmetin hakkında ümitsizliğe mağlup düşmekten muhafaza buyur.

Ey kulları Kendisine yöneldiğinde hemen teveccüh-ü rahmette bulunan.. hiçbir zaman onların ümitlerini karşılıksız bırakmayan.. onları, Kendine yaklaştıran ekstra yol ve disiplinlerle cüdâ düşme hicranından kurtaran.. günah ve mesâvîyle kirlenmiş olanların ayıplarını setreden… yüceler yücesi Rabbim! Ümitle kapına yönelip eşiğine baş koyanları hiçbir zaman boş çevirmediğin gibi, bendeni de melül, mahzun yüz üstü bırakma!”

***

TEVHİDNÂME MÜZAKERESİ

KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ PENCERESİNDEN 

 [23] RECA EHLİ:

“Cüneyd-i Bağdadî, ünsü, semerât ve varidatıyla “recâ” (23) nın “havf”a galebesi; Zünnûn-i Mısrî de sevenin (muhib) sevilenle (mahbûb) maiyyet sermestliği şeklinde tarif etmiştir. Bir başkasına göre ise, üns, O’nu bilme, O’nu görme, O’nu duyma, O’nu isteme, O’nu vird-i zeban etme ve O’ndan gelen celâlî ve cemâlî esintileri gül gibi koklama; taakkul, tasavvur ve tahayyül kapılarını … kilit ve sürgüleriyle bütün bütün sorgulamaya kapama; kahr u lütuf tecellileri karşısında sürekli… deyip rıza soluklamadır.”

 [ÜNS MÜLAHAZASINA İCMÂLÎ BİR BAKIŞ–  Çağlayan_K.Z.T Ağustos 2017]

 …

 Recâ (23), bir temennî değildir; temennî, herhangi bir tasavvur ve beklentinin meydana gelmesi mevzuunda kat’iyet bulunmayan, dolayısıyla da ümit(23) vaad etmeyen kuru bir intizar olmasına mukabil, recâ (23); matluba ulaştıracak bütün vesileleri değerlendirip, rahmeti ihtizâza getirme yolunda peygamberâne bir basîret ve şuurla bütün ilticâ kapılarını zorlamanın ad ve unvanıdır.

Bir diğer ifade ile recâ (23); ilim, kudret ve irade sıfatları gibi, rahmet ve affediciliğin de ihâta ve şümûlüne inanıp, ehadiyet dalga boyunda bir kısım teveccühlere muntazır olmak demektir.”

Havf ü recâ (23) insan gönlüne Allah’ın en büyük armağanıdır. Bundan daha büyük bir armağan varsa o da, bu iki duygu arasındaki muvazeneye riâyet ederek, onları Allah’a ulaşmada birer nurânî kanat olarak kullanmaktır.”

[REC–  Kalbin Zümrüt Tepeleri – 31 Mart 1993] 

***

TEVHİDNÂME -BAŞYAZI MÜZAKERESİ

SIZINTI-ÇAĞLAYAN BAŞYAZILARI PENCERESİNDEN  

[23] RECA EHLİ:

Bugün bütün insanlık farklı derecelerde bir bekleyiş içinde; bir nur, bir ziya ümidiyle sabahlayıp akşamlıyor. Öyle ki pek çok göz, sürekli ufuklara bakıyor ve bir “fecr-i sâdık” hecelemesi hülyalarına dalıyor; dalıyor da maşrıkta çakan her şimşekte yeni bir şafak hissine kapılıyor. Beklediğini göremeyince de iç içe inkisarla inlemeye duruyor; duruyor ve ümit beklediği ufuklara yönelerek “مَتَى الصَّبَاحُ؟- Sabah ne zaman?” niyaz edalı inkisar nağmeleriyle başını önüne eğip kırık bir intizar heyecanına yelken açıyor. Bir taraftan geçmişin muhteşem günlerini resim resim temaşa ederken, diğer yandan da günümüzün ürperten tablolarıyla ümit-yeis arası gel-gitlere kendini salıyor ve hafakan türküleri mırıldanmaya koyuluyor.

Bütün bunlara karşılık, insan muamma ve hakikatini anlayıp anlatmaya teşne ruhlar azlardan az; onların da ağızlarında fermuar, kollarında kelepçe ve başlarında kırbaçlar, ekstra bir inayet beklentisi içindeler. Ümitliler, “Allah bes, bâkî heves!” teslimiyetiyle oturup kalkıyor

İnsanların intikam ve düşmanlığa yenik düştüğü, yığınların boğuşma ve kavgaya sürüklendiği, hakkın, kuvvet karşısında susturulduğu ve kuvveti elinde bulunduranların, kendileri gibi düşünmeyenlere Tiran’lar gibi davrandığı, zalimlerin, gaddarların alkışlandığı, iltifat gördüğü, mazlumların, mağdurların itilip kakıldığı, itilip kakılırken de sarsık ama ümitli bir bekleyiş içinde bulunduğu günümüzde her şeyden evvel ve her şeyden sonra bir kere daha “sevgi” diyoruz.

Şimdi eğer ümit ve emellerimize bu zaviyeden bakacak olursak, bize imkânsız gibi görünse de, hesaplarımıza sığmayan Kudreti Sonsuz’un o her zamanki mütemadi takdir ve tasarruflarıyla beklenmedik şeyler olabilir ve olacakları da kimse önleyemez. Elverir ki birkaç asırdan beri tamamen durgunlaşmış ve enerjisini kullanamaz hâle gelmiş yığınlar kendi potansiyel güçlerini harekete geçirerek Hakk’ın inayetine çağrıda bulunabilsinler.

[İÇ ÇÜRÜME VE ONARIM YOLLARI _ Çağlayan Başyazı _ 31 Haziran 2019]

***

Ümit her şeyden evvel bir inanç işidir. İnanan insan ümitlidir ve ümidi de inancı nispetindedir. Bu itibarladır ki, sağlam inanç mahsulü çok şey, bazılarınca harika zannedilmektedir. Aslında, ümit, azim ve kararlılık, iman dolu bir kalbe girince, beşerî normaller aşılmış olur. Bu seviyede gönül hayatına sahip olamayanlar ise bunu fevkaladeden sayarlar

Hele insan, inanacağı şeyi iyi seçebilmiş ve ona gönül vermişse, artık onun ruh dünyasında, ümitsizlik, karamsarlık ve bedbinlikten asla söz edilemez.

… 

Ümitle uzun yollar aşılır; ümitle kandan irinden deryalar geçilir ve ancak ümitle dirliğe ve düzene erilir. Ümit dünyasında mağlup olanlar, pratikte de yenilmiş sayılırlar. Ne yiğitçe ve çalımla yola çıkanlar vardır ki, iman ve ümit zaafından ötürü, yarı yolda kalmışlardır. Küçük bir zelzele, gelip geçici bir fırtına, akıp giden bir sel onların azim ve iradelerini de beraber alıp götürmüştür. Ya kendilerine ümitle bağlanılıp sonradan onlarla beraber yeis bataklığına düşüp boğulanların hâli, o hepten yürekler acısıdır.

[ÜMİT_ Sızıntı Başyazı _Aralık 1980]

***