‘YOLCU’NUN KENDİ İLE YÜZLEŞMESİ

KENDİMİ( -Nİ) YAKIN TAKİBE AL”MALIYIM! ( -SIN!)”

KAYNAK:  “KENDİ KENDİMİZLE YÜZLEŞME VE MUHASEBE” (ÇAĞLAYAN KASIM BAŞYAZI)

GÜNCELLEME TARİHİ: 04 OCAK 2020

İLK MÜZAKERE TARİHİ: 25 MAYIS 2018

KİM?  / BEN-NEFSİM / SEN-YOLCU / ADANMIŞ / HAKİKİ MÜMİN

  • Kendini (mi) Yakın Takibe Al” malıyım…
  • Nefsini (min), iyiliklere açık, kötülüklere de meyyal yanlarıyla doğru oku” malıyım.

DOĞRU OKUMA

Kadd-i yâre kimisi ar’ar demiş, kimi elif,

Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif.”

(Muhibbî)

fehvasınca, kendimizi doğru okumaya, kendimizle yüzleşmeye ve Hak karşısında konumumuzu belirlemeye mâtuf söylenmiş her söz, lâl ü güher bir beyandır.

Bu beyanlarladır ki, kalb, hayatını ihsan mülahazalarına bağlı sürdürür ve nurlanır.. insan, Hak karşısında konumuyla mütenasip durumunu korumuş olur.. bu yolda sık sık kendini analizlere tabi tutar.. kirli ve nurlu yanlarıyla kendini doğru okur.. isten-pastan arınma ameliyeleriyle oturur-kalkar.. üzerine yoğunlaştığı bu tür hamle ve aksiyonlarla başkalarının isini-pasını görmez, görse de onlarla meşgul olmaz.

  • hevâ-i nefsi (mi) dizginleme” liyim.

  • Nefs-i emmâre(mi) gemlemeli veya “kontrol altına al” malıyım.

NEFSİ DİZGİNLEME:

“Pâk ve tâhir eyle çirkâb-ı hevâdan nefsini,

Yalnız el-yüz yıkamayı sanma taharetten garaz!..”

Nefis ve hevânın farklı renk ve desendeki aldatıcı oyunlarından sıyrılamayan bu bedbahtlar, sabahları bir türlü, akşamları da başka bir türlü yaşamaktan kurtulamazlar.. düşünemezler yarınları, daha ötelerini ve iğneden ipliğe bir hesap gününü..

 “Hesaba çekin nefsinizi ve yüzleşin kendinizle, O ma’dele-i ulyâda hesaba çekilmeden evvel.” (Hazreti Ömer radıyallahu anh) mülahazasına kapalıdır vicdanları.. gerçek insan olma ufkuna yürümenin bu yoldan geçtiğinin farkında değillerdir;

farkında değillerdir ancak böyle bir metafizik gerilimle nefis ve hevânın gemlenip beşerî garîzaların, hayvanî hislerin ve şehevâni duyguların üstesinden gelineceğinin.

  • ahsen-i takvim”e mazhariyet sorumluluğunu yerine getir” meliyim.

AHSEN-İ TAKVİME MAZHARİYET:
İnsan, iç ve dış donanımı, kaynağı Hak inayeti güzellerden güzel sureti, vicdanî genişliği ve mahiyet zenginliği ile bir kıvam örneği ve “ahsen-i takvîm” âbidesidir. 
Donanımlarının hakkını veren insanlar, ahsen-i takvîme mazhariyetlerini sergileyen insanlar, ona göre “a’lâ-ı illiyyîn-i kemâlât”a ulaşıyorlar; her zaman bir maiyyet yaşıyorlar, her zaman bir nefehât-ı İlahî ile soluk alıp veriyorlar. Her zaman, her zaman, her zaman, her zaman öyle… Bu, mâhiyet-i insâniyeye sâdık kalmaları sonuncunda oluyor.

  • ” bir kısım menfî tavır ve davranışlardan sıyrıl ” malıyım.

  • yaratılışındaki incelerden ince esrâra da nüfûz edmenin yolları” nı araştırmalıyım.

  • Nefis ve hevâ perde” sinden kurtulmalıyım

   (-) yoksa “körlüğe düşen kimse” olurum…

  • Nefis ve hevâ perde” sinden kurtulmalıyım

   (-) yoksa “var oluş hakikati ve “hakikatü’l-hakâik” adına sürekli küsûflar yaşar” ım…

  • Nefis ve hevâ perde” sinden kurtulmalıyım

    (-) yoksa ” nefsânîliğin kararttığı atmosferden kurtul“amam…

  • Nefis ve hevâ perde” sinden kurtulmalıyım

    (-) yoksa ” egoistçe düşüncelerinin güdümünde kahredici kaprislere takılır” ım…

  • Nefis ve hevâ perde” sinden kurtulmalıyım

    (-) yoksa “ve hep “ben, ben” der durur.” um.

  • [Aman dikkat] ” günümüzdeki içtimâî atmosfer oldukça sisli-dumanlı;”
  • [Aman dikkat] ” yığınlar yaratılış gayesinden bîhaber;”
  • [Aman dikkat] ” böyle bir gayeyi dillendirenler taklit gel-gitleri içinde;
  • [Aman dikkat] “deyip edilenler kalb referansı olmayan dil-dudak mırıltısı;”
  • [Aman dikkat] “kutsallar, dünyevîlikler hesabına kullanılan birer argüman;”
  • [Aman dikkat] “servet-sâmân düşkünlüğü, tûl-i emel marazı, bohemlik zaafı, bilerek dünya hayatının ebediyetlere tercih edilmesi, üzerinde durulup düşünülmeyen bir muamma…
  • [Ey Nefsim !] “Böyle bir atmosferde yığınlar birer mezar-ı müteharrik tâli’siz,”
  • [Ey Nefsim !]  “Onları bu hâle getirip güdenler de insî şeytan ve makyavelist mürâî
  • Ey Nefsim Birak başkalarını… Sen ve Ben

  • (Yoksa) “Sergiledikleri tavır ve davranış itibarıyla bir yüce gaye-i hayalin ve hak mülahazasının mümessilleri gibi göründükleri halde,onlar genel duygu ve düşünceleri açısından nefis ve hevânın tesirinde birer Firavun, birer Nemrut ve birer Şeddad’dırlar.”

  • [Aman dikkat]  “kazanma kuşagında kaybedenlerden mi olacagız.

  • GEL “BUNUN MUHASEBESİNİ YAPALIM.”

  • [Ey Nefsim !]  Kul oldum, kul oldum!” diyecekleri yerlerde firavunâne naralar atarak herkesi kendilerine kul sayma düşüncesiyle oturur kalk” anlardan mı olduķ bu güne değin….
  • [Ey Nefsim !]  “Uğradıkları yerlerde derviş enînleri sergiler, sofîce tavırlara girer, “din”, “Allah”, “Peygamber” der durur ve kendilerini dinleyenleri büyülerler

       (-)  ama iç dünyaları itibarıyla bunlardan fersah fersah uzak” lardan mıydık bu güne değin…

  • [Ey Nefsim Hakkın huzurunda] “Ne hakperest oldukları beyanlarında ne de derviş gibi davranmalarında katiyen samimi değil [din denilmesinden korkmalı değil miyiz.]
  • [Korkuyorum Ey Nefsim!] “Bunlar birer dünyaperesttirler ” ve “ kutsallarla alakalı hususlar da suiistimal edilip atılan birer argüman mahiyetinde kullananlar” dandı… [diye anılmaktan…]
  • [Gel ey nefsim!] “Hakikî derviş odur ki dünyayı terk eder, Gerçek mü’min de odur ki, dünya onu terk eder.”
  • [Var mi… ben de] “bu duygu ve mülahazanın zerresi
  • [Ey vicdanım…] Yoksa ;” bir aldatma hırıltısı” mı “soluğu sesi(mi)

  • [Ey Nefsim Korkmalı değil miyiz] biŕ gün yüzümüze “iman, İslam ve ihsan açısından bir yere koymak (senin için) çok zordu” denilen kaybedenlerden olmayı

  • [Ey Nefsim… Yıkılırız]  bir de sonunda bize “zira bunların hemen bütünü bir anlamda birer İbn-i Selûl’dür. ” deseler.

  • [Gel Ey Yolcu!]Düşünce dünyaları kirli” diye defterimize yazılmadan [gayretle çalışalım…]
  • [Gel Ey Yolcu!] davranışları yapmacık, diye defterimize” yazılmadan [gayretle çalışalım…]
  • [Gel Ey Yolcu!]gaye-i hayalleri debdebe ve ihtişam, hedefleri de dünya ve mâfîhâ” diye defterimize yazılmadan [gayretle çalışalım…]
  • [Aman dikkat] hassasiyetlerimize bakalım daDış görünüşe fevkalâde önem verir, makyajla oturur-kalkar-lar..” [dan olmayalım]
  • [Aman dikkat] bir hayırhah’a soralım dayaldızlı beyanlarla çevrelerini büyülemeye çalış” [anlardan miyiz kendimizle yüzleşmeye bakalım…]
  • [Gel Ey Yolcu!]  KENDİMİZLE YÜZLEŞELİM de “levsiyatlarını gizleme mevzuunda ölür ölür dirilirler..” den olmayalım…
  • [Gel Ey Yolcu!]  söz verelim bundan sonra ” hep apak görünmek için türlü türlü demagojilere başvur” anlardan olmamak için gayret göstereceğimize
  • [Ey Nefsim Aman dikkat] (-) “mesâvîleri ortaya çıkınca da hemen sun’î gündemler oluşturarak irtikâplarını örtbas ediver” en  talihsizlerden olmamalıyız…
  • [Gel Ey Yolcu!] kalb safvetini” arayalım
  • [Gel Ey Yolcu!] ruh nezâhetini” arayalım
  • [Gel Ey Yolcu!] şeklî, surî Müslüman görünümüyle aldat” anlardan olmamak icin gayret edelim.
  • [Gel Ey Yolcu!]  Konuşmalarımız da dikkatli olalımhep birer hak eri ve diriliş kahramanı olduklarından dem vurur dur“anlardan olmayalım. Kendimizi anlatmayalım
  • [Gel Ey Yolcu!] önce …. “hakk u hakikatle bir münasebet” i arayışına girelim
  • [Gel Ey Yolcu!] önce …. “diriliş adına” bir gayret içinde olalım
  • [Gel Ey Yolcu!]  önce ….bir muhasebesini yapalım ” çirkâptır duyguları (mız) ve düşünceleri (mız)
  • [Gel Ey Yolcu!]  biliyor muyuzkalbî-ruhî nezafet ve tahareti” ni
  • [Gel Ey Yolcu!]  idrak ettik miiç ve dış bütünlüğünün esas olduğunu
  • [Gel Ey Yolcu!]  Duasını edelimnefis ve hevâ güdümünden sıyrılarak Allah’a hâlis kul olmayı
  • [Gel Ey Yolcu!]  dua ile isteyelim RabbimizdenVicdan mekanizması itibarıyla düşe-kalkadır azm u irade” sahibi olan dönekler gibi onun huzuruna çıkmaktan korktuğumuzu
  • [Gel Ey Yolcu!]  yıkılası korkalım… Hak divanın da ” taklit eksenli ve yapmacık kulluklarıyla aldatıcıdır her halleri, Abdest alır gibi görünür, namaz kılacakmış gibi ön safa yürürler ama her şeyleriyle göz boyamacadır tavırları.. kandırmacadır Hak karşısında kıyamları, kuudları..” yüzüne vurulan bedbahtlardan olabilecegimizden
  • [Gel Ey Yolcu!]  ihsan şuuru neymiş, samimi arayışına çıkalım da … “bilmezler Allah tarafından görülüyor olma” yı  denilenlerle ayni safta görünmeyelim.
  • Rabbim  bizi” zihin ve ruh kirliliğiyle kirletirler miraç güzergahında bulun” anlardan eyleme…
  • [Gel Ey Yolcu!]  arındır(alım) görünme ve bilinme levsiyâtından iç dünya” mızı…
  • [Gel Ey Yolcu!]  birakalım başkalarını “”O ma’dele-i ulyâda hesaba çekilmeden evvel Hesaba çek(elim) nefsi(mi) ve yüzleş(elim) kendi(m)izle
  • [Gel Ey Yolcu!]bu mülahaza (ya açalım) kapalı (olan) vicdan” kapımızi…
  • [Gel Ey Yolcu!]  farkına varalımgerçek insan olma ufkuna yürümenin bu yoldan geçtiğinin
  • [Gel Ey Yolcu!]  farkına varalımancak böyle bir metafizik gerilimle nefis ve hevânın gemlenip beşerî garîzaların, hayvanî hislerin ve şehevâni duyguların üstesinden gelineceği” nin.
  • Dur diyelim artık…kendi (mizi) nâma-nişâna, şöhret ü şâna, makama-mansıba, zevk u safâya, takdire-alkışa kaptırmakla zehirlenmiş bu ruh” olmayı
  • [Gel Ey Yolcu!]  farkına varalım ..” bir girdaba yelken açt” ığımızın
  • [Gel Ey Yolcu!]  Bilelim artıkhakikî imanı,İslam’ı, ihsanı
  • [Gel Ey Yolcu!]  duyalım artıkhakikî insan olmadaki enginliği” ni
  • [Ey Nefsim !]  duyamadık. Nasıl duyabilirdik ki , ” hem kalbleri ve kafalarıyla, hem de göz ve kulaklarıyla tamamen bu dünyaya hasr-ı himmet etmiş bir kısım yarını olmayan bedbahtlar” dan olduğumuzu
  • [Ey Nefsim !]  ahsen-i takvîm”e mazhariyetimize saygısızlık yap (mamak) ve Allah’a karşı da nankörlükte bulunmuş olma durumuna düş (memek için) bugüne ve fâniyât u zâilâta göz ucuyla bakma” yı
  • [Ey Nefsim !] “ahsen-i takvîm”e mazhariyetimize saygısızlık yap (mamak) ve Allah’a karşı da nankörlükte bulunmuş olma durumuna düş (memek için) yarınlara ve daha ötelere bütün ihsas ve ihtisas sistemlerimizle yönel” meliyiz.
  • Ya Rabbi ” Hak’la hemhâl olmayan ruhlar (dan) şeytânî ve nefsânî şerarelere takıl” ananlardan eyleme…

Sen kendini hakla meşgul etmezsen, bâtıl şeyler ruhunu sarar ve seni hep meşgul eder.” 

DUAMIZ ODUR Kİ …(‘YAKARAN GÖNÜLER’ DEN)

Allahım! Nefsime takva bahşeyle ve onu temizle; onu temizleyecek olan şüphesiz yalnız Sensin. Sen, onun velîsi ve mevlâsısın.

Allahım! Nefs-i emmaremi bana cılız, küçük ve basit gösteren ve böylece beni nefsimin oyunları karşısında çaresizliğe düşüren bütün günahlarımdan dolayı affını diliyorum; beni affeyle.

Kendimden, nefsimden Sana sığınıyorum. Senden bendeki benlik sıfatlarını izâle eylemeni diliyorum. Senden uzaklaştıran, nefsime yaklaştıran, açık ya da kapalı bana benliğimi hissettiren bütün bakiyelerden dolayı istiğfar ediyor ve beni onlardan kurtarmanı diliyorum. 

Allahım! Senden nur, hidayet ve iktidâda edep diliyorum. Nefsimin şerrinden ve beni Senden alıkoyan her şeyin şerrinden de yine Sana sığınıyorum. Senden başka bir ilah yoktur.

Allahım! Nefsimi şüphelerden, ahlâk-ı seyyieden, nefsânî hazlardan ve gafletten arındır ve beni her hâlimde Sana itaat eden bir kul eyle.

 Ey Nefsim! “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”, “Tâ Hâ”, “Yâ Sîn”, “Hâ Mîm” “Ayn Sîn Kâf” ile nerede ve ne zaman dilersen Rabbine teveccüh et; teveccühün mutlaka karşılık bulacak ve sen nusrete mazhar olacaksın.

 Merhameti sonsuz Rabbim!  Nefsimi yoldan çıkaran kirli arzulardan, mülevves düşüncelerden “âh!” deyip inliyorum. Onların hepsinden Sana sığınıyorum.

Allahım! İrtikâp ettiğim, sonra Senden utanarak hiç kimseye bahsetmediğim,nefsimden bilip sadrımda gizlediğim bütün günahlarımı sil ve onlardan dolayı beni muâheze etme. Beni mağfiret buyur. Hiç şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de en iyi bilen Sensin.

 

KAYNAK:

Kırık Testi: KENDİ KENDİMİZLE YÜZLEŞME VEYA MUHASEBE

Herkul | . | KIRIK TESTI

İnsan kendini yakın takibe alamaz ve nefsini, iyiliklere açık, kötülüklere de meyyal yanlarıyla doğru okuyamazsa, sürçmelerden sıyrılamayacağı gibi, hayatını istikamet içinde sürdürmesi de çok zor hatta imkânsızdır. Bu konuda önemli hususların başında, hevâ-i nefsin dizginlenmesi gelmektedir. Nefs-i emmâre gemlenmez veya kontrol altına alınmazsa, insan “ahsen-i takvim”e mazhariyet sorumluluğunu yerine getiremez; bir kısım menfî tavır ve davranışlardan asla sıyrılamaz ve yaratılışındaki incelerden ince esrâra da nüfûz edemez. Evet, nüfûz edemez nefis ve hevâ perdede olduğu sürece. Böyle bir körlüğe düşen kimse, var oluş hakikati ve “hakikatü’l-hakâik” adına sürekli küsûflar yaşar; nefsânîliğin kararttığı atmosferden kurtulamaz; egoistçe düşüncelerinin güdümünde kahredici kaprislere takılır ve hep “ben, ben” der durur. Hele böyle birinin içinde neş’et ettiği muhît bu türlü duygulara dâyelik yapıyorsa…

Bu konuda, günümüzdeki içtimâî atmosfer oldukça sisli-dumanlı; yığınlar yaratılış gayesinden bîhaber; böyle bir gayeyi dillendirenler taklit gel-gitleri içinde; deyip edilenler kalb referansı olmayan dil-dudak mırıltısı; kutsallar, dünyevîlikler hesabına kullanılan birer argüman; servet-sâmân düşkünlüğü, tûl-i emel marazı, bohemlik zaafı, bilerek dünya hayatının ebediyetlere tercih edilmesi, üzerinde durulup düşünülmeyen bir muamma…

Böyle bir atmosferde yığınlar birer mezar-ı müteharrik tâli’siz, onları bu hâle getirip güdenler de insî şeytan ve makyavelist mürâîlerdir. Sergiledikleri tavır ve davranış itibarıyla bir yüce gaye-i hayalin ve hak mülahazasının mümessilleri gibi göründükleri halde, onlar genel duygu ve düşünceleri açısından nefis ve hevânın tesirinde birer Firavun, birer Nemrut ve birer Şeddad’dırlar. “Kul oldum, kul oldum!” diyecekleri yerlerde firavunâne naralar atarak herkesi kendilerine kul sayma düşüncesiyle oturur kalkarlar. Uğradıkları yerlerde derviş enînleri sergiler, sofîce tavırlara girer, “din”, “Allah”, “Peygamber” der durur ve kendilerini dinleyenleri büyülerler ama iç dünyaları itibarıyla bunlardan fersah fersah uzaktırlar. Ne hakperest oldukları beyanlarında ne de derviş gibi davranmalarında katiyen samimi değillerdir.

Bunlar birer dünyaperesttirler ve kullandıkları kutsallarla alakalı hususlar da suiistimal edilip atılan birer argüman mahiyetindedir. Âşık Paşa’nın ifadesiyle:

“Hakikî derviş odur ki dünyayı terk eder,

Gerçek mü’min de odur ki, dünya onu terk eder.”

Yoktur o dünyâperestlerde bu duygu ve mülahazanın zerresi; bir aldatma hırıltısıdır hepsinin soluğu sesi. Böylelerini iman, İslam ve ihsan açısından bir yere koymak çok zordur; zira bunların hemen bütünü bir anlamda birer İbn-i Selûl’dür. Düşünce dünyaları kirli, davranışları yapmacık, gaye-i hayalleri debdebe ve ihtişam, hedefleri de dünya ve mâfîhâdır. Dış görünüşe fevkalâde önem verir, makyajla oturur-kalkarlar.. yaldızlı beyanlarla çevrelerini büyülemeye çalışırlar.. levsiyatlarını gizleme mevzuunda ölür ölür dirilirler.. hep apak görünmek için türlü türlü demagojilere başvururlar.. mesâvîleri ortaya çıkınca da hemen sun’î gündemler oluşturarak irtikâplarını örtbas ediverirler.

Bilmez bunlar kalb safvetini, ruh nezâhetini; şeklî, surî Müslüman görünümüyle aldatır ve sürüklerler arkalarından şuursuz kalabalıkları.. hep birer hak eri ve diriliş kahramanı olduklarından dem vurur dururlar ama ne hakk u hakikatle bir münasebetleri vardır, ne de diriliş adına bir gayretleri.. çirkâptır duyguları ve düşünceleri; bilmezler kalbî-ruhî nezafet ve tahareti.. iç ve dış bütünlüğünün esas olduğunu.. nefis ve hevâ güdümünden sıyrılarak Allah’a hâlis kul olmayı. Vicdan mekanizması itibarıyla düşe-kalkadır azm u iradeleri.. taklit eksenli ve yapmacık kulluklarıyla aldatıcıdır her halleri. Abdest alır gibi görünür, namaz kılacakmış gibi ön safa yürürler ama her şeyleriyle göz boyamacadır tavırları.. kandırmacadır Hak karşısında kıyamları, kuudları.. bilmezler Allah tarafından görülüyor olmayı.. zihin ve ruh kirliliğiyle kirletirler miraç güzergahında bulunmayı.. arındıramamışlardır görünme ve bilinme levsiyâtından iç dünyalarını. Oysaki kulluk ve mü’minin miracı namaz böyle bir arınmayla namaz olur. Ne hoş söyler İsmail Hakkı Bursevî:

“Pâk ve tâhir eyle çirkâb-ı hevâdan nefsini,

Yalnız el-yüz yıkamayı sanma taharetten garaz!..”

Nefis ve hevânın farklı renk ve desendeki aldatıcı oyunlarından sıyrılamayan bu bedbahtlar, sabahları bir türlü, akşamları da başka bir türlü yaşamaktan kurtulamazlar.. düşünemezler yarınları, daha ötelerini ve iğneden ipliğe bir hesap gününü.. حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا “Hesaba çekin nefsinizi ve yüzleşin kendinizle, O ma’dele-i ulyâda hesaba çekilmeden evvel.” (Hazreti Ömer radıyallahu anh) mülahazasına kapalıdır vicdanları.. gerçek insan olma ufkuna yürümenin bu yoldan geçtiğinin farkında değillerdir; farkında değillerdir ancak böyle bir metafizik gerilimle nefis ve hevânın gemlenip beşerî garîzaların, hayvanî hislerin ve şehevâni duyguların üstesinden gelineceğinin.

Ne var ki, kendini nâma-nişâna, şöhret ü şâna, makama-mansıba, zevk u safâya, takdire-alkışa kaptırmakla zehirlenmiş bu ruhlar, böyle bir girdaba yelken açtıklarının da farkına varamazlar. Bilemez bunlar hakikî imanı, İslam’ı, ihsanı ve duyamazlar hakikî insan olmadaki enginliği. Nasıl duyabilirler ki, bunlar hem kalbleri ve kafalarıyla, hem de göz ve kulaklarıyla tamamen bu dünyaya hasr-ı himmet etmiş bir kısım yarını olmayan bedbahtlardır. Oysaki bugüne ve fâniyât u zâilâta göz ucuyla bakmaya mukabil, yarınlara ve daha ötelere bütün ihsas ve ihtisas sistemlerimizle yönelmez ve yönelemezsek “ahsen-i takvîm”e mazhariyetimize saygısızlık yapmış ve Allah’a karşı da nankörlükte bulunmuş olma durumuna düşmemiz söz konusudur.

Ama ne dersek diyelim, Hak’la hemhâl olmayan ruhların şeytânî ve nefsânî şerarelere takılmaları kaçınılmazdır. İmam Şafiî, “Sen kendini hakla meşgul etmezsen, bâtıl şeyler ruhunu sarar ve seni hep meşgul eder.” der ki, vicdanlarımıza emanet önemli bir reçete mahiyetindedir.