MİRAÇ ENGİNLİKLİ İBADET; “NAMAZ”-6


ALLAH’A DOĞRU YÜKSELİŞİN DESTANLAŞTIRILMASI “TAHİYYAT”

 

RİSALE-İ NUR ŞUALAR, ALTINCI ŞUA

“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, o gecede Cenâb-ı Hakka karşı selâm yerinde “Et-Tahiyyat” demiş.

Yani, ‘Bütün zîhayatların, hayatlarıyla gösterdikleri tesbihat-ı hayatiye ve Sânilerine takdim ettikleri fıtrî hediyeler, ey Rabbim, sana mahsustur.

Ben dahi bütün onları tasavvurumla ve imanımla sana takdim ediyorum.’”

RİSALE-İ NUR  SÖZLER, s. 41

“Namazda ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir.” 

MÜZAKERE ÇALIŞMASI

TAHİYYAT

et-Tahiyyatın mânâsı,

..bu kadar nimetleriyle bizleri perverde eden Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk lisanıyla

..ve O’nun yüceliğine, celâline ve cemaline uygun şekilde selam verme demektir.

***

BU, BENİM VAZİFEM ALLAH’IN HAKKIDIR

..Ben kendimin sıfır, O’nun ise sonsuz olduğu,
..verdiği nimetlere karşı alacaklı gibi değil de borçlu biri gibi ubûdiyet
ve şükürle mukabelede bulunmam gerektiği mülâhazasıyla Allah’a karşı “et-Tahiyyat” demem O’nun hakkıdır.

İnsan, tek başına namaz kılarken bu mülâhazaları tam duymazsa, bu cümleleri on defa bile tekrar edebilir ki namazı hissederek kılmış olsun.

Bu, benim vazifem, Allah’ın da hakkıdır.

Bunu böyle söyleme gayret ve cehdim yoksa çok büyük bir hakkı yiyor, bir vazifeyi ihmal ediyorum demektir.

Bu, “et-Tahiyyat”ta böyle olduğu gibi namazın diğer rükünlerinde de böyledir. Üstad, kendi kendine namaz kılarken her kelimeyi içinde duyup-hissedinceye kadar tekrar edermiş.[1]

***

Tekbir (Allahu ekber), tesbih (Sübhânallah), tahmid (Elhamdülillah), Fâtiha ve Tahiyyat gibi hususi cümleler, namazın çekirdekleri mahiyetindedirler.

Ondandır ki namazdaki bütün hareket ve zikirlerde “Sübhânallah”, “Elhamdülillah” ve “Allahu ekber” sözlerinin mânâları gizlidir.

NAMAZLAŞMA YOLUNDA TAHİYYAT [2]

Niyette başlayan bu konsantrasyonu namazın bütün erkânına yayarak en sonunda o namazı tahiyyatla taçlandırmak

Namaz kendi çizgisinde, yörüngesinde eda edildiği zaman adeta size tabiatınızın bir cebr-i lutfisini yaşatarak sizi miraç noktasına getiriyor.

Bu, baştan sona kadar

..o namazı duymaya,

..o namazın içinde olmaya

..ve namazlaşmaya bağlıdır.

***

“BENİM NAMAZIM NEREDE.. ŞU HAKİKAT-İ NAMAZ NEREDE!”

Ayrıca Hazreti Üstad, Benim namazım nerede.. şu hakikat-i namaz nerede!” Zira bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder.  (Sözler, s.290 Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam) buyurarak,

namaz kılarken onun mânâsını anlamayan ve gönlünde hissetmeyen avamdan bir insanın bile amel defterine bir ibadet hissesi kaydolacağını belirtmiştir.

Bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar pek çok mertebeler bulunduğu gibi, namazın da derece derece olduğunu ama her mertebedeki namazın mutlaka ibadetin nurundan pay aldığını söylemiştir.

Hazreti Bediüzzaman’ın bu ifadeleri, bizim gibi

..ümmilerin ümidini bütün bütün kırmamak,

..insanları ye’se düşürmemek

..ve objektif olanı öne çıkarmak içindir.

Evet, Cenâb-ı Hak herkesin namazına bir mükâfat ihsan eder; fakat bizim burada üzerinde durduğumuz husus, namazın hakikati, ruhu ve özüdür.

Bu itibarla bir mü’min hiç olmazsa farz namazlarını mutlaka ikâmekeyfiyetiyle eda etmelidir.

Yani İşarâtü’lİ’caz’da da belirtildiği üzere, Namazda lâzım olan tâdil-i erkân, müdavemet, muhafaza gibi “ikame”nin mânâlarını mürâat etmek...” suretiyle

..namazın bütün rükün ve esaslarını usûlüne uygun olarak yerine getirmeli,

..onu matlaşmaya ve renk atmaya maruz bırakmadan

..hep ilk günkü neşve içerisinde devam ettirmeye çalışmalıdır.

Günde en az beş defa o tatlı su kaynağına koşmalı, onunla yunup yıkanmalı, hatalarından ve günahlarından arınarak tertemiz bir ruh hâletiyle

.. Mevlâ-yı Müteâl’e yönelmeli

..ve âdeta her vakitte bir kere daha miraç yapmalıdır.

***

Namaz

..mü’minin miracı,

..miraç yolunda ışığı-burağı..

..yollardaki inanmış gönüllerin sefinesi-peyki-uçağı..

..kurbet ve vuslat yolcusunun ötelere en yakın karargâhı,

..en son otağı,

..gaye ile hemhudut en büyük vesilelerden biridir.

..his, şuur ve mahmurluğuyla vuslatını bir başka buudla daha da renklendirmek üzere Hakk’a tazim ve tekrimini arz ederek saygıyla başını kaldırır

..ve huzurda bulunmanın bütün âdâbıyla “et tahiyyat…” diyerek vecde gelir;

artık bir yeryüzü varlığı değilmişçesine tabiatüstü bir hal, bir mânâ ve bir büyüye bürünür. [3]

***

Belki biz, rukûda,secdede, tahiyyatta hatırlanması ve hissedilmesi gereken şeyleri bilemez, bir şaşkınlık içinde yatıp kalkabiliriz.

Ne var ki Allah (celle celâluhu), ferman-ı samedânisiyle, içimizde kabaran kulluk arzusunu bir sistem hâlinde formüle ediyor, belli şekil ve kalıplara sokuyor.[4]

***

TAHİYAT İLE  MİRAÇ DESTANI

Tahiyyat’, miracı bize daha net olarak hatırlatır.

Miraç, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’a olan kulluğu ve –tabir-i diğerle– kendisinden istenen kulluğu çok geride bırakıp evc-i kemale çıkmasının ifadesidir.

Evet, Cenâb-ı Hak, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluk adına bir kapı aralamış ve geçiş adabına uygun olarak geçmesini istemiştir.

Tahiyyata oturma, kulun, namazda terakki için çabalaması ve bütün gayretini sarfedip sonuçta bitip tükenmesinin ifadesidir.

Kul, vücudunda ne kadar enerjisi, dimağında ne kadar duyarlılığı, ruhunda ne kadar heyecanı var ve hisleri ne kadar uyanıksa bütününü Rabbine terakki için kullanacak, sonra da tahiyyata oturacaktır.

Zira tahiyyatta Miraç destanlaştırılmaktadır. Miraç ki, insanların yüz çevirmelerine mukabil Resûl-i Ekrem’e gök kapılarının açılıp, sema ehlinin tebessüm ettiği ve Allah’ın “Buyur, ey kulum!” diye iltifatta bulunduğu kutlu yolculuktur.

Her mü’min, kendi çapına ve kalbinin enginliğine göre namazını inişli çıkışlı zikzaklarıyla eda ettikten sonra, ister kendisini hesabın ağırlığı altında ayağa kalkamayacak şekilde tasavvur etsin ve otursun, ister her şeyden âzâde, nimetleri elde etmenin havası içinde ferih ve fahur olarak âdeta Cennet’in koltukları üzerine kuruluyor gibi otursun, isterse de –Necm sûre-i celilesinde anlatıldığı üzere– Rabbin huzuruna çıkma, vücûb ve imkân arası bir yeri ihraz etme, karşılıklı olarak Rabbiyle konuşma mualla makamında otursun.

Burada, bütün maddî ağırlık ve külfetiyle namazı eda ettikten sonra kalbinin enginliğine ve duygularının hüşyarlığına göre miracın destanını okuyacaktır. Evet, tahiyyat, miracı anlatmaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki kendi kendimize huzur-u ilâhiye çıkmamız çok zor; ne kadar kulluk yapsak da bizden evvel gelip geçen, iz bırakan ve bir şehrah açan Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) uğramadan, O’na selam çakıp O’nun aracılığını temin etmeden Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıkmak imkânsızdır.

Onun içindir ki Rabbimize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de hiç kimseye müyesser olmayacak şekilde, “İki yay arası kadar hatta daha da yakın… (Necm sûresi, 53/9)  âyeti ile işaret edilen bir derinlik ve mükemmeliyet içinde o kapıdan geçmiştir. Onun içindir ki Rabbimize karşı tahiyyatımızı, yani yaptığımız bedenî ve malî bütün ibadetlerimizi O’nun için yaptığımızı ifadeden hemen sonra, Resûl-i Ekrem’e selam veriyor, esselâmu aleyke eyyühe’n-nebiyyü” diyoruz.

Bunun tasavvurda mânâsı; günah ve seyyiatımızla Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna giderken

..Hz. Muhammed’in arkasında saf bağlama

..ve bu tatlı mülâkatta konuşulan şeylere kulak kesilme,

..ne dendiğini anlamaya çalışmadır.

Orada önce Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Tahiyyat, tayyibat ve salavat Allah içindir.

yani, “Zerrat-ı vücudumuzla yaptığımız bütün ibadetler, kazanıp topladığımız maldan sarf ettiğimiz şeyler sanadır ve senin rızan içindir Allahım! Ben, böylesine ahd ü peymanımı ve sadakatimi dile getirmek için huzuruna geliyor, bu sözlerle seni selamlıyorum.” der ve Allah’a (celle celâluhu) selam verir.

Cenâb-ı Hak da kendisine bu şekilde selam sunan Habib’ine, Ey Nebi! Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun! sözleriyle mukâbelede bulunur

ve âdeta, “Ey şanı yüce Nebi! Selamına mukabil sana da selam olsun.” der.

Bütün bu konuşmalar, aklın almayacağı, mekânın var mı, yok mu idrak edilemeyeceği bir makamda cereyan ederken

melekler, Selam, bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine de olsun!” der ve bu sözlere kulak kesilirler.

En sonunda Cebrail (aleyhisselâm), bu senfonizmaya tatlı bir hava ve bir âhenk katar, arşı-ferşi çınlatacak şekilde, Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın kulu ve resûlüdür.der;

Allah’ın, Mâbud-u Mutlak ve Maksud-u bi’l-İstihkak olduğunu; Hz.Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise şanı yüce bir nebi olduğunu bütün yer ve gök ehline haykırır.

Demek tahiyyat, Miraç’ta bu serencamenin tasavvur ve tahayyülünden, kulun kulluğu sayesinde Allah’a doğru yükselişinin destanlaştırılmasından ibarettir.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu destanı yaşadıktan sonra,

 “Allahım, geçmiş-gelecek, gizli-açık ve haddi aşarak işlediğim bütün günahlarımı mağfiret buyur ve bunlardan da öte Senin benden çok daha iyi bildiğin günahlarımı da bağışla. Öne geçiren de geri bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur.”

( Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 201, zikr 70; Tirmizî, daavât 32; Ebû Dâvûd, salât 121,fezâil 358.)

duasını okur ve namazından ayrılırdı.

Allah (celle celâluhu), namazımızı eda ederken, tahiyyatta bu serencameyi tasavvur etmeye bizleri muvaffak kılsın.

DİPNOTLAR

[1] Miraç enginlik Namaz_syf 106

[2] Namazlaşma Yolu_ 25/10/2010.

[3] Kırık Testi: NAMAZ_19/02/2017.

[4] Kırık Testi: NAMAZ_19/02/2017.