YENİ İNSAN MODELİ SERİSİ (BÖLÜM-13) 

YENİDEN IZDIRAP İNSANI

BAŞYAZI / BAMTELİ / KIRIK TESTİ MÜZAKERESİ

IZDIRAP İNSANI

Yeni yetişen bir neslin bu ölçüde ızdırabı temsil edeceklerine inanıyorum.

İnşâallah, onlar siz olun!

Izdırap tokmak gibi kalksın, insin beyninize!

Şakaklarınızı tutup, insanlık âleminin dertleri için deli gibi dolaşın!

 Ruhunuzu sancılar sardığı zaman ızdıraptan ızdıraba sürüklenin!

Ve hiç durmadan Allah’tan, ümmet‑i Muhammed’in kurtuluşunu dileyin!

Daha önce de söylemiştim, şimdi de –müsaadenizle– tekrar edeceğim: Eğer elimde imkânım olsaydı, her birinizin içine evinizin yolunu unutturacak şekilde ızdırap ekerdim.

İlmin, irfanın, araştırma zevkinin, fen ve tekniğe açılmanın, çağa söz geçirmenin yanı başında size bunu da yapardım.. yapar ve her birinizi dava düşüncesiyle deli etmeye çalışırdım.

Elbette bu benim elimden gelmez. Ama imkânım olsaydı Rabbimden bunu yapmasını isterdim.

Ve isterdim ki, gökten sizlere de seslenilsin ve: “İnanmıyorlar diye veya devletler muvazenesinde yerinizi alamadınız diye neredeyse kendinizi helâk edeceksiniz.” denilsin.

İnanıyorum bir gün Allah sizi bu ufka ulaştıracak ve dünyanın yüzünü sizin ızdırabınızla bir kere daha güldürecektir. O gün çok da uzak olmasa gerek…

SÜKÛTUN ÇIĞLIKLARI

Bu itibarla, zannediyorum, bizi susuyor görenler de bir şey yapıyor sananlar da yanılıyorlar: Biz hiçbir zaman tamamen susmayız, ruhumuzun derinliklerinde sürekli ızdırap ve ümit, her şeye katlanma ve var olma gayreti iç içedir.

Bazen heyecanlarımızın dozu azalsa da, hiçbir zaman daimî inkıta söz konusu değildir; yarım ses, yarım soluk, çeyrek sancı, çeyrek hafakan sinelerimiz sürekli içinde kor bulunan bir mangal gibidir.

İmanımız bize her zaman farklı şeyler fısıldar, vicdanlarımız ayrı ayrı telden nağmeler dinletir. Ne var ki, bizimle aynı inanç ve aynı mefkûreyi paylaşmayanlar bütün bunlardan ne bir şey duyar ne de bir şey anlarlar.

IZDIRAPLA BÜTÜNLEŞEN RUHLAR

İnsan herhangi bir ideale, inandığı ölçüde gönül verir ve alâkadar olur. Alâkadarlığı nisbetinde de yer yer sevinç, zaman zaman da ızdırap duyar.

Bu ölçüye göre, bağlı bulunduğu dava uğrunda bütün bir gün ve haftasını, ay ve senesini hatta senelerini verenler olabileceği gibi, onu varlığının gayesi bilip dünya ve ukbasını feda edenler de vardır.

Öyleleri vardır ki, saçları adedince başları bulunsa, davası uğrunda her gün birini isteseler, tereddüt etmeden verir; verir de minnet bile eylemez… İnsanlığın İftihar Tablosu, bu hususta o kadar hızlı ve o denli ileri idi ki, Yüce Yaratıcı, hem senâ hem de tadîl makamında O’na şöyle diyordu: “Demek bu söze inanmıyorlar diye onların peşine düşüp kendini helâk edeceksin!”

Ve bu eşsiz fıtratın arkasında, daha bir sürü başyüce, bütün hayatları boyunca hep ızdırap düşünmüş, ızdırap soluklamış, ızdırapla eğilmiş, ızdırapla doğrulmuşlardır.

Bir bakıma onların çektikleri, büyüklükleriyle mepsuten mütenasip (doğru orantılı) olmuş; çektikçe yükselmiş, yükseldikçe çekmiş ve her türlü kötülüklerden arınarak birer semavî bilinmez hâline gelmişlerdir.

Evet, Hak yolunda, millet yolunda çekilen sıkıntılar kadar insanı günahlardan arındıran, ulvîleştiren ikinci bir şey daha yok gibidir. “Günahlar içinde öyle günahlar vardır ki; namaz, oruç gibi ibadetler değil de, geçim yolundaki sıkıntı ve maişet derdi onlara kefaret olur.”

Ya içinde yaşadığımız toplumu kurtarma gayreti ve bu uğurda çekilen sıkıntılar..!

ÇİLE

Evet, hep böyle ızdırap gören, ızdırap düşünen ve bir mum gibi yana yana eriyip giden bu yüce kametlerin arkasında yürüyenler, hiçbir zaman aldanmadılar ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğramadılar.

Ah, o aldatmayan rehberler! O özleri saf, kalbleri aydın, başları yüce şâhikalar gibi heybetli ve dumanlı, içlerinde bin bir ızdırabın boy gezdiği yüce rehberler! Ufkumuzun karardığı, kaddimizin büküldüğü ve bin bir müşkilin altında ezildiğimiz şu günlerde, onlara ne kadar hasret ve ne kadar iştiyak içindeyiz!..

YENİ* Kırık Testi: REALİTELER, SEBEPLERİ YERİNE GETİRME VE IZDIRAP _ 27 OCAK 2019

Gerek şahsî hayatımızda gerekse toplum çapında karşı karşıya kaldığımız problemlerin çözümü adına yapılması gereken öncelikli iş, mevcut durumun doğru okunarak hastalığın iyi teşhis edilmesidir.

Buna karşılık nasıl bir çukurun içinde bulunduğunu bilen ve bundan rahatsız olan bir insan bir taraftan ıztırar ve çaresizlik hâliyle Allah’a yönelecek, diğer yandan da bundan kurtulma adına ne yapması gerekiyorsa onu yapacaktır.

Yerine göre kuyunun dışındakilerden yardım isteyecek ve kendisine salınan ip veya kovaya tutunacak, yerine göre de pençeleriyle ayaklarını basacağı yerler kazacak ve oradan çıkmaya çalışacaktır.

Netice itibarıyla Allah, kendisine gönülden teveccüh eden ve bütün sebepleri yerine getirmeye çalışan böyle bir kulunu yardımsız bırakmayacak, nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyetin tecelli etmesiyle onu sahil-i selamete çıkaracaktır.

Evet, yaşadığımız perişaniyetten kurtulmak istiyorsak öncelikli olarak devr-i risaletpenahiyi çok iyi hazmetmeliyiz.

Öyle ki açlığımızı ve susuzluğumuzu onunla gidermeli, aşk u iştiyakımızı onunla kamçılamalı, Allah’a karşı alâkamızı onunla coşturmalıyız.

Hâsılı, maruz kaldığımız problemlerin çözümü adına, bir kere en başta hem teker teker hem de toplum olarak ışık ve karanlığı, iyi ve kötüyü birbirinden tefrik edebilmemiz, arkasından da ızdırapla kıvranmamız gerekir.

Zira beli bükülmüş İslâm dünyasının yeniden belini nasıl doğrultacağını düşünürken beynini zonklatan ve ızdırapla inim inim inleyen bir insanın bu hâli, ellerini açıp sabahlara kadar yalvarma kadar önemli bir duadır.

Ondan sonra ise maruz kalınan durumdan sıyrılma yolları araştırılmalı ve bu istikamette bütün vesilelere başvurulmalıdır. Zira sebepleri yaratan Allah’tır ve bu, O’na karşı saygılı olmanın bir gereğidir.

Bamteli: ASIL HÜNER VE GERÇEK ZAFER _ 30 EYLÜL 2018

Izdırap, en makbul niyazlardan daha değerli bir duadır; ızdırapsız bir sine, sökülüp köpeklere atılacak bir lokmacık etten farksızdır.

Dîn için, diyanet için ızdırap çekmek… Kardeşler için, bacılar için, evlatlar için, çocuklar için, gençler için, ihtiyarlar için, şerden kaçarken deryada boğulanlar için, eşkıya tarafından derdest edilip yakalananlar için ızdırap çekmek… Bu, önemli bir ibadettir Allah’ın nezdinde. Böyle bir muzdaribin iniltileri, sürekli “La ilahe İllallah” çekmeye mukabil nezd-i Ulûhiyette hora geçen hususlardandır.

Ama bu mevzudaki duygusuzluk, hissizlik?!. O da biraz evvel arz ettiğim gibi… Kalb öyle ise şayet, bir bıçak çal, kes, onu şeylerin önüne at; bari onlar yesinler, onlar istifade etsinler. Senin işine yaramamış o, demek ki!..

—  

Bamteli: O’NUNLA DİRİLİŞ VE MEDRESE-İ YÛSUFİYE’DE YÜKSELİŞ _ 07 OCAK 2018

Günümüzün mazlum ve mağdurları için ızdırap çekip gözyaşı döken ve onların necâtları adına maddî manevî cehd gösteren insanlar, inşaallah ötede onlarla ve selef-i sâlihînle beraber olacaklardır.

Siz, tabiatınızın icabı, imanınızın gereği, onlarla aynı yolda uzun zaman koşmanızın gereği, onların dertlerini-ızdıraplarını paylaşıyorsunuz.

Dolayısıyla siz de ızdırap çekiyorsunuz. Siz, o kardeşlerinizden ayrılmayacaksınız.. o kardeşleriniz de Efendimiz’in arkadaşlarından ayrı düşmeyecekler ötede.. onlar da Hazreti Habîb-i Zîşân’ın, Sâhibkırân’ın uzağında kalmayacaklar..

O’nun beraberliğine/maiyyetine erecekler.. O’nun maiyyetine erenler de Allah maiyyetine ereceklerdir.

Bamteli: İÇERİDEKİ MAZLUMLAR VE CEBRÎ MUHÂCİRLER_ 29 EKİM 2017

Elimden gelseydi, her birinizin gönlüne ızdırap ekerdim; ilim, irfan, araştırma zevki, çağın dilini kavrama, fen ve tekniğe açılma gibi hususların yanı başında sinelerde ızdırap olmasını da isterdim.

Çok defa düşünüp dediğim gibi; elimden gelse, ümmet-i Muhammed’in derdi, hususiyle de muzdariplerin, mutazarrırların (zarara uğramış ve zarar görmüşlerin), münkesiratü’l-kulûb (kalbi kırılmış) olanların elemi adına herkesin sinesine avuç avuç ızdırap atardım. Ta ki hepsi, kardeşleri için ızdırap duygusuyla kıvranıp dursunlar; her kıvranışlarında da

“Ey Gariplerin Sahibi, Mazlumların ve mağdurların Sahibi, ey bizim de Sahib’imiz, ey Mâlik’imiz, ey koruyup kollayan olarak sadece Kendisine sığındığımız Hafîz’imiz!..” deyip inlesinler.

Evet, “Dua, Cenâb-ı Hakk’a sebepler üstü teveccühün unvanıdır.” Dua ile başladık mı?!. İçinize ızdırap saçmak, başkaları için inlemenizi sağlamak isterdim elimden gelse!.. Benim elimden gelmez ama Birinin (Allah’ın) muradı olunca, olur bu. Olur da yatarken bile sağdan sola, soldan sağa dönersiniz insanların ızdırabıyla.

İşte bu duyguları onlarla paylaşmak… Sanki onlarla beraber, o parmaklıkların arkasında kalıyormuş gibi ızdıraplarını duymak…

Mazlum ve mağdurların ızdıraplarını paylaşıp onların elemiyle inlemek öyle keskin bir duadır ki, el-Kulûbu’d-Dariâ’yı bütünüyle okusanız o ölçüde keskin olmaz.

Bu durumda olan insanları nazar-ı itibara alarak, insanın içine kan damlaması.. kalbinin ritminin ona göre atmaya başlaması.. insanın, kendini tepeden tırnağa bir heyecan yumağı içinde veya âdetâ bir iğneli fıçı içinde hissetmesi… Bu öyle keskin bir duadır ki, “el-Kulûbu’d-Dâria”yı baştan aşağıya okusanız, “Mecmuatü’l-Ahzâb”ı baştan aşağıya okusanız, bu dua ölçüsünde keskin olamaz.

KIRIK TESTİ: MUKADDES AZAP 02 TEMMUZ 2017

İnsanoğlu bu dünyada, kendini bulma, özüne erme uğrunda, tehlikeleri çok, geçidi yok önünde sarp dağların, derin derelerin bulunduğu upuzun bir yolda, seyahate mecbur edilmiş garip bir yolcudur.

O, bilmediği bu uzun yolda, karşısına çıkan güçlüklerle pençeleşerek, sıkıntıları göğüsleyerek, derbentleri aşarak, varıp kendisine gösterilen hedefe ulaşmak zorundadır.

Zira böyle bir yolculuk, herkese ancak bir kere nasip olmakta ve her ferdin ölümsüzlüğe ermesi de bu biricik seferle temin edilebilmektedir.

Bundandır ki her kışı bir bahar, her geceyi bir nehâr takip eder durur. Ölümler, dirilmek için; ızdıraplar da daha revnaktar bir hayata ermek içindir.

Fert, hayatı boyunca, elli bin defa ölüp dirilmekle, “egonun” karanlık ve yanıltıcı baskılarından kurtularak, ruhta ebediyete ulaşır.

Cemaat, çektiği sıkıntılar ve karşısına çıkan gâilelerle pençeleşe pençeleşe pişer, olgunlaşır ve ölümsüzlüğe erer.

Ah miskin ruh! Yağmur yağsın, yalnız gök gürlemesin; etraf, zümrüt gibi yemyeşil olsun, ama hiçbir tohum çürümesin, hiçbir dâne zâyi olmasın; analar çocuklar doğursun, fakat ızdırap ve sancı çekmesin… Yani, feleğin geniş dairedeki çarkı ve hikmetli nizamı senin hendesene göre hareket etsin, istiyorsun! Hayır, hayır! Sen bu dünyaya sırf keyif sürmek, heva ve hevesine göre yaşamak için gelmedin. İnsanî kabiliyetlerinin inkişaf etmesi, mahiyetindeki yüceliklerin tomurcuklaşıp ortaya çıkması, içinin aydınlanıp Hakk’ı aksettiren bir ayna hâline gelmesi için, tekrar tekrar potalara konup ateşe arz edilecek, defalarca iğneli fıçılardan geçirilecek ve defalarca ırgalanacaksın!

İnsanlığa hizmet düşüncesini taşıyan herkes, vazifesinin kudsî, seferin uzun, yolların da yokuş olduğunu ve bu yolda, çeşitli şirretliklerle karşılaşacağını; her köşe başında ölümle burun buruna geleceğini, bir canî, bir serseri gibi hakarete uğratılacağını, hatta çok defa insanca yaşama haklarından mahrum bırakılacağını bilip bu kudsîler yoluna öyle baş koymalıdır.

Kırık Testi: ASIRLARDIR TAHRİBE UĞRAMIŞ KALENİN TAMİRİ_ 22 MAYIS 2016

Izdırap da ıslah ve tamir adına proje üretebilme ve üretilen projeleri gerçekleştirme mevzuunda çok önemli dinamiklerden biridir.

Bunu elde eden insan, Allah’ın izni ve inayetiyle, tamir adına umduğu şeyleri elde etme mevzuunda mahrumiyet yaşamayacaktır.

Bu açıdan gelin hepimiz Allah’tan biraz ızdırap dilenelim. Milleti düşünme ızdırabı.. boyunduruğu yere konmuş İslâm âlemini düşünme ızdırabı.. “Allah’ım içimize kıvılcımlar gibi ızdırap at!” diye yalvaralım.

Otururken, kalkarken, yatarken, yürürken vs. hep insanlığın problemlerini düşünelim ve bunlar için çözümler arayalım.

Nağme: KARDEŞLİK HUKUKU 14 NİSAN 2016

Katiyen ye’se düşmemeli, asla her şey bitmiştir dememeli ama bir ızdırap korosu oluşturup dua dua inlemeli!..

Allah’ın bitirmediğini kimse bitiremez. Firavun bitirememiş ki başkaları da bitirsin.. Nemrut bitirememiş ki başka Nemrutlar da bitirsin.. Hitler bitirememiş ki başka Hitlerler de bitirsin.. bitiremezler!..

Fakat, başkalarının ızdırabını paylaşma, onu aynen yaşama, ağıt kesiyorlarsa beraber ağıt kesme, iştirak etme, ızdırap korosu oluşturma çok önemlidir.

Aksine sevinçli bir hadise söz konusu ise, mesela bir dostumuz hacca gidip gelmişse, onun o sevincine ortak olma, bu defa da sevinç korosu oluşturma; hatta o sevinç, gözyaşı dökmek şeklinde icra ediliyorsa, ona o şekilde iştirak etme kardeşlik hukukunun gereğidir.

Hazreti Pir’in dediği gibi, dua külliyet kesbettiğinde kabule karîn olur. Izdıraplar da külliyet kesbettiğinde muzdariplerin ızdırapları zâil olur; muztarların ıztırarları son bulur. Toptan inlemek lazım; toptan sevinmek lazım.

Hatta siz, mesleğiniz ve meşrebiniz itibarıyla, Hareket’in felsefesi ve dünya görüşünün gereği olarak, bütün insanlığın, hususiyle İslam dünyasının ızdırabını ruhunuzda duymalı, onlar için el açıp yakarmalısınız.

Teheccüdünüzü ve ondaki duanızı onunla taçlandırmalı ve seccadenizi gözyaşlarınızla ıslatıncaya kadar “Ne olur Allahım bahtına düştük, Sen Müslümanlara ferec ve mahreç ihsan eyle!..” diye yalvarmalısınız.

Bamteli: DERİN KUYU, IZDIRAP VE ÇIRPINIŞLAR_ 21 OCAK 2013

İnsan her şeyden önce neyin içinde bulunduğunu hissetmelidir. Kuyu dibini ferah feza bir iklim olarak gören kimse, ızdırap duymaz, oradan çıkıp kurtulma azminde olmaz; dolayısıyla bir ıztırar ruh haliyle Cenâb-ı Hakk’a teveccühte de bulunmaz.

Realiteleri doğru okuma neticesinde ızdırapla kıvranma çok önemli bir ilham kaynağıdır.

O, insana içinde bulunduğu sıkıntılı hâlden kurtulma adına çok farklı yol ve yöntemler ilham eder. Mesela kuyuya düşen bir insan, kuyunun dibinde bulunduğunun farkındaysa ve bunun ızdırabını duyuyorsa, kuyudan çıkmak adına elli türlü yol arar ve Allah’ın izni ve inayetiyle bir çaresini bulup oradan çıkar. Elinde kazma ve kürek olmasa bile, ellerini âdeta pençe gibi kullanıp oradan çıkmaya çalışır.

Fakat kuyunun dibinde yaşadığının farkında olmayan ve hâlinden memnun bulunan birisinin hiçbir zaman böyle bir cehd ve gayreti olmaz.

İster ferdî isterse içtimaî planda olsun ıztırar hâli ızdıraplı bir dönemdir. Izdırap ise en makbul bir duadır.

Bazen öyle ızdıraplı dönemler yaşanır ki, millet fertleri çaresizlik içinde dört bir taraftan kuşatıldığını hisseder, içten içe sürekli kıvranır durur. İşte böyle bir hâlde insanlar şikâyet etmez, durumlarını sadece Allah’a arz eder, O’na el açar, yalvarıp yakarırlarsa, bu, onlar için en makbul bir dua hükmüne geçer.

ZAMAN DERTLENME ZAMANI

Bununla birlikte hakiki bir mü’mini, çevresinde olup biten hâdiselerin alâkadar etmemesi düşünülemez.

Esasında mü’min olma bir yana, insanlıktan nasibi olan herkes, bir başkasının yaşadığı acı ve sıkıntılardan, mesela insanların birbiriyle yaka paça olup birbirini katletmelerinden, masumların zulüm ve şiddete maruz kalmalarından ızdırap duyacaktır.

Çünkü netice itibarıyla bütün insanlar aynı ağacın birer dalı, meyvesi, yaprağı veya çiçeği gibidirler. Kur’ân-ı Kerim, bize hitap ederken, “Benî Âdem (Âdem’in evlatları)” diyor. Dolayısıyla vicdanını yitirmemiş her insan, aynı babanın evladı olarak, kardeşinin içine düştüğü acı ve ızdıraplarla alâkadar olur, hatta şefkat hissinin derinliğine göre içi yanar, yüreği kanar.

Engin bir merhamet ve şefkat hissine sahip olan hakiki mü’min ise, aynı kıbleye yöneldiği, aynı değerlere sahip olduğu, aynı ülkeyi paylaştığı dindaş, soydaş ve vatandaşından başlamak üzere bütün insanların yaşadığı sıkıntı, zulüm ve haksızlıklardan dolayı ateş nereye düşerse düşsün kendi içine düşmüş gibi derinden derine ızdırap çeker.